Dekor Hakkında

       Tiyatro, opera veya bale dekoratörünün ilk uğraşacağı, ilk adımlarını belirleyip, ilk kotaracağı konu, “yorum” ve “yorumlama” konusudur. Yorumlama oyun, libretto, konu, sinopsis, metin, müzik gibi her tür tekst’in öz, biçim, teknik açılardan özelliklerini incelemekle başlar. Bu özellikler, yapısı, dili, tarihselliği veya güncelliği, yazıldığı yıllar, o yılların yazara, besteciye politik veya kültürel, sosyal etkileri, vb. gibi önemli etkenleri kapsar. Bu kapsamların göz önünde tutulduğu yoğun bir hesaplaşmanın son aşamasında elde edilebilir. Dekoratör, kültürünü, bilgisini, geçmişteki deneyimlerini, çağdaş sanat akımlarıyla, politik görüşleriyle, sosyal oluşumunu katarak içine atladığı hesaplaşmanın sonucunda yapacağı tasarıma yeni bir “yorum” ve de yeni bir akış açısı getirebilir. Bu çatışma tasarımcının özgün yaratıcı gücünü öne çıkartmalıdır. Bu bir yeniden yaratımın, bir özgün yapıtın ortaya çıkmasıdır. Sahne tasarımcısının yeni yorumlara açık olması gerekir. Sürekli yenilikçi, atılımcı, çağının gerektirdiği sorumluluğu duyan, dünya görüşünü belirleyen, özgün yaratılar denemelidir. Kalıpları bilerek, onların öğretisinden yararlanarak onları aşıp, kurallara tutsak olmadan özgün bir yaratıya gidebilmelidir. Her dekor ve kostümde ilerleyebilen, kendini aşan yorumları biçimlendirebilmelidir. Eleştirel düşünce ve de yaratıcı düş gücü hem seyirciyle hem de çizerle buluşmalı, hatta onunla çalışmalıdır. Seyirci için verilen bu uğraş ve çaba yorum, mesajın kendilerine başarılı bir şekilde aktarılmasını beklemesi en doğal hakkıdır. Ama bu noktada seyircinin de bir uğraş vermesi, dekor ve kostümle bir iletişim kurması gerekmektedir. Tasarımcı, yaratıcı çalışmasını gerçekleştirirken yalnızdır. Perde açıldıktan ve de oyun geliştikçe, izleyiciyle dekor ve kostüm yaratıcısının kesiştiği noktada artık izleyici ile birlikte olabilmelidir. Tasarımcının yaratısıyla seyircinin kendi yaratıcı düzlemleri birlikte bir oluşum gerçekleştirebilirse, başarıya yaklaşılmış olur.

Aida Operası - G. Verdi

       Sahnede kullanılması gereken “nesne”ler, sıradan şeylerdir, ama sahne tasarımcısının önce bakış açısının sonra yorumunun şekline büründüğü yeni bir araç ve amaç kimliği kazanır. Sanatsal değer kazanmasının eşzamanında yorumun tüm mozağinin bir taşı olma düzeyine erişir. Dekor oluşturmak için seçilmiş ayrıntılar, bu türden ayrıntıları yorumlu kılacakları ve seyirciye iletecekleri mesajlarla yüklü kılacak görüş açıları gerekmektedir. Bu yaklaşım nesneyi bütünleyecek ve dekoratörün kendi gözlemsel ve yaratıcı yeteneği içinde yoğurup, başkalaştıracak, çiziminin yorumsal gücünü kullanacaktır.

       Dekor, sahne ile seyirci arasında karşılıklı bir etki-tepki bağını sürekli olarak aktif bir biçimde koruyabilmelidir. Yalnız akıl ve düşünce yoluyla değil, duygu ve sezgilerle de seyirciyi etkileyip tepkisini sağlayacak bir yöntem bulunmalıdır, bulunmak gerektir. Anlatım biçimini düzenleyen, düşünce açısını saptayan öğelerin iyi yansıtılabilmesi oranında başarı elde edilebilecektir.

       Sahne dekoru bir anlamda beyne yönelmelidir, yönelmek zorundadır; çünkü dış görüntüden iç görüntüye giden tek yoldur bu. Dekor, yalnızca güzel bir şey değil, güzel şeyleri düzenli bir yolda bir araya getirdikten sonra elde edilen bir bütündür; dekorun iç ve asıl görüntüsü de budur. Bu görüntüyü sağlamakla yükümlü olan dekoratör, anlaşıldığı üzere, seyircinin hazırlıksız ve yontulmamış beynine, zihnine ilk uyarıyı verip, düşüncesini ilk yönlendiren, şekillendiren kişidir.

       Aslında, herhangi başarılı bir dekora baktığımızda başarının yalnızca dekorun “çok güzel olmuş” sözcüğünde yatmadığını görürüz. Dekorun varlığının hareketle birleşmesi, görüntü deneyini harekete geçirmesi ve en önemlisi yorumu aktarıcı bir işlevi olması gerekmektedir. Bu nedenle de, özellikle bir bale dekorunun gerçek değeri, başarılı olup olmadığı, ancak perde kapandığı zaman tam anlamıyla kanıtlanmış olur. Dolayısıyla, bir dekorun perde açıldığı zaman alkışlanması değil, perde kapandığında oyun boyunca çizilmiş olan grafiğin bırakmış olduğu etki önemlidir.

PRENS IGOR OPERA MAKETİ

       Dekoratörlük, bence, hayal dünyasını, düşleri ve gerçeği, estetiği ve duyguyu, yorumu aktarma, seyirciyi uyarma ve etkileme, görünenle görünmeyeni verme, önce kağıt üzerinde başlayan bu çalışmayı daha sonra sahnede yansıtmayı sağlayan, bu arada dekorun dış görüntüsü ile iç görüntüsünün çatışmasını tüm ağırlığıyla ortaya koyan önemli bir yaratıcı eylemdir. Dekoratör, yaratı ile uygulamayı mutlak bir arada yürütebilmelidir.

       Dekor ve kostümün oluşumunda bir takım güç ve güçlerin etkisi sözkonusudur. Bağımlı bir sanatçıdır dekoratör. Ressam ve heykeltraş kadar özgür değildir. Başarı, sonuçta kollektif bir çalışmanın sonucuna bağlıdır. Bir konu karşısında hayal gücünün, tanrı vergisi yetenek, bilgi ve deneyimin kafamda birçok fikrin birden doğmasını sağlar. Ama bunları kâğıda geçirdiğimde %30’u yok olmuştur. Bu eksilmeler dekorun realize edilmesine dek sürer, ancak ışık provasında sonuçlanır. Ve ilk gece, perde açıldığında, dekorumu çoğunlukla hayalimde yarattığımdan %50’lik bir kayba uğramış olarak karşımda görürüm.

       Dekor ve kostüm, yaratıcısının kompozitör, yazar, yönetici ve koreografla ortak çalışması ile belirginleşir, bir ordunun ortak çalışması ile gerçekleşir. Maketçiler, teknik ressamlar, marangozlar, tornacılar, demirciler, realizatörler, ressamlar, boyacılar, bez işçiliği, alçı işleri, heykeltraşlar, aksesuarcılar, bu taforcular, sahne taşıyıcı, kurucu ve mekanik işçileri, kadın ve erkek terziler, giydirici terziler, şapka ve çiçekçiler, kuaförler, peruka ve makyajcılar, ışıkçılar ve elektrikçiler, kondüvitler, sahne müdürleri, fotoğrafçılar ve sanatçılar dekor ve kostümün doğması, ortaya konması ve yaşaması için sayısız akıl, görüş, sayısız duyu ve anlayış katarak çalışır. Bunun mecralanması ve sınırlandırılması kuşkusuz dekoratörün beceri ve yeteneği ile bağımlıdır.

  • Facebook
  • Twitter